
Rüzgarın öfkesi dinmeye başlamıştı nihayet. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Az önce izlediği martıyı aradı gözleri umutsuzca. Yoktu… Gitmişti… Tıpkı, az önce yanında seslerini duyup rahatsız olduğu aile ve koyun diğer ucundaki gençler gibi… Tıpkı, “O” nun gibi… Gitmişti! Bir rüzgar çıkmış ve her şeyi alt üst etmişti. “Aynı benim hayatım gibi” diye mırıldandı belli belirsiz titrek sesiyle. Yanaklarındaki kurumaya yüz tutmuş gözyaşlarını, elinin tersiyle sildi. Yavaşça ayağa kalktı. Elbisesinin kıvrımları arasına saklanmış kum tanecikleri , bir yağmur gibi kumsala döküldü. Sanki derin bir uykudaymışçasına , denizle kumsalın tam da öpüştüğü sınırda yürümeye başladı. Ara sıra büyükçe bir dalga , ayak bileklerine çarpıyor, oradan da elbisesinin etek uçlarını ıslatıyordu.