SAHNE 1İÇ –GECE / SALON / KADIN-ADAM
Kadın ve adam, masada karşılıklı oturmuş yemek yemektedirler. Kadın, dikkatini önündeki tabaktan adama doğru çevirir.
KADIN
Hani geçen gün konuştuğumuz konu var ya?
ADAM
Hangi konu?
KADIN
Nasıl hatırlamazsın? Saatlerce konuşmuştuk ya!
ADAM
Hayatım, senin gene bana kızasın var sanırım.
KADIN
Ne ilgisi var şimdi? Kızasım varmış!!!
Küçüklüğümde, o zamanlar büyük bir heyecanla izlediğim “Uzay 1999” dizisinden etkilenmiş olsam gerek, 2000 yılında kaç yaşında olacağımı hesaplamaya çalışırdım. Öyle ya; o yıllar geldiğinde, artık uzay gemilerinin gökyüzünde cirit attığı, ışınlanıp kendimizi başka yerlerde bulabileceğimiz, yolda yürürken bir takım tuhaf canlılara rastlamamızın olağan karşılanacağı bir zaman diliminde yaşıyor olacaktık.
Klostrofobik bypasslı emlakçımız Ramazan Bey'in açıklamalarının yaratmış olduğu sessizlik, annemin kahkahalarıyla bir anda bozuluverdi:
Bir önceki bölümde anneme kiralık ev bakmak için sözleşmiş olduğumuz emlakçı Ramazan Bey, söz verdiği gibi tam 10 dakika sonra ofisinin önündeydi. Ama bu sefer az önce yaşamış olduğum kötü deneyim yüzünden önce adama uzun uzun bakmakla yetindim. Adam iri göbeğini sağa sola sallayarak yanıma geldi. Sesinde çekingen bir tınıyla:
Anneme kiralık bir ev bulmanın telaşı içerisindeydik. İnternet ve gazetelerdeki bir çok ilanı taramış, sayısız emlakçıyla telefon görüşmesi yapmıştım. Yine onlardan birisiyle , 10 dakika sonra ofisinin önünde buluşmak üzere sözleştik. Buluşma yerine yakın olduğumuz için ilk ulaşan da biz olduk haliyle. Yüksek bir apartmanın zemin katında bulunan ofisin önünde arabanın içinde beklemeye başladık. Annem ve ablam, Antalya'nın sıcağında ev ev gezmekten perişan olmuş durumdaydılar.
Deniz kenarında, oldukça yoğun ziyaretçi akınına uğrayan bir balıkçı köyünde gördüm onu. Tepemizde kızgın kızgın parlayan güneşe inat , sadece gözlüğünün kenarlarından belli belirsiz seçilen pembelik dışında teni görünmüyordu; ne teni, ne saçları ne de gözleri… Birkaç adım önünde yürüyen, kocası olduğunu tahmin ettiğim adamın peşinden, elinden sıkıca tuttuğu oğlunu sürükleyerek telaşla yürüyordu. Adam, kadınının aksine, açık renkli kısa kollu bir gömlek ve çorapsız ayaklarına geçirdiği terliklerle son derece rahat görünüyordu. Kaç yaşında olduğunu tahmin edemediğim bu kadın, Burka giyen Afgan kadınlar gibi kendisini simsiyah bir çarşafın arkasına hapsetmişti. Yanından geçen herkesin kendisini bakmaktan alıkoyamadığı tek kadındı o gün o köyde…
Ne zaman yaşamın acımasız parmaklarını boğazımızda hissetsek kaçıp gitmek gelir ya içimizden; sahi olur mu ki? Yani yapılabilir mi, herkesi ve her şeyi bırakıp gitmek? Tüm sevdiklerimizi, evimizi, işimizi, yaşadığımız kenti, hatta belki alışkanlıklarımızı ardımızda bırakarak hayata sıfırdan başlamak mümkün müdür? Başka birisi gibi yaşanabilir mi; kısa ya da uzun sürecek bir dönem içinde? Bambaşka bir insan olarak, değişik bir kentte, yeni bir hayatı yaşamak… Zor mu? Yapanlar var ama farklı farklı şekillerde…