Her şey, bir tatil öncesi ne yapacağımıza karar vermeye çalışırken oluverdi birden bire … Taa üniversite yıllarımdan beri, gazetelerin gezi sayfalarındaki turlarda Prag’ı arardı gözlerim. Ne yazık ki bir şekilde hep öncelik olarak daha ciddi ya da gerekli harcamalar yapmayı kendime ilke edindiğimden, Prag fotoğraflarına bakıp bakıp iç geçirmekten öteye gidememiştim. Neden Prag’ı görmeyi bu kadar büyük bir tutkuyla istiyordum; bunu bilmiyorum… Hatta ilk olarak aşkı ne zaman yüreğime yerleşti? Hatırlayamayacağım kadar uzun zaman öncesiydi galiba…Bir yaz dönümü gecesi rüyam böyle başlamış oldu işte… Karar verilmişti artık; Prag’a gidiyorduk.
Yazmak, yazmayı sevmek ve yazabilmek… Aslına bakarsanız bir çok açıdan güzel, heyecan verici ve anlamlı olmakla birlikte, uzakları yakın, insanları dost, yürekleri bir yapan bir özelliğe de sahip. Şimdi hala tadı damağımda kalan güzel bir gecenin izlerini bir kez daha sürüp, beynimin labirentlerinde ölümsüzleştirmenin peşindeyim.
Çubuk makarnaya ya da kıvrımlı bir perdeye benzeyen sarkıt gördünüz mü hiç? Zeytintaşı Mağarası’na gitmediyseniz cevabınız “hayır” olacaktır. Çünkü uzmanların araştırmalarına göre, bu sarkıt yapısı başka hiçbir mağarada bulunmamakta. Güzel bir hafta sonu gezisi için Antalya’nın bir ilçesi olan Serik’teydik bugün. Zeytintaşı Mağarası, Serik ilçe merkezine 16 km uzaklıkta, adını aldığı Zeytintaşı tepesinde bulunuyor. 1997 yılında, taş ocağı açılması için başlatılan çalışmalarda tesadüfen bulunmuş. 8 milyon yaşında olduğu ve oluşumunun devam ettiği tespit edilmiş. 14 m. uzunluğunda ve çift katlı olan mağarada, ziyaretçilere sadece üst kat gösterilmekte. Alt katta çalışmalar devam etmekteymiş.
Duş ve dezenfeksiyon odasına girişte sağda, büyük basınçlı bir kazan gözüme çarptı. Burada mahkumlar kıyafetlerini kazanın içine atıyor ve duş bölümüne geçiyorlarmış. Her duşun altında ortalama 7 kişi oluyormuş . 1, 5 dakika içinde de yıkanıp diğer taraftan kıyafetlerini almaları gerekiyormuş. Bazen de duştan su yerine, zehirli gaz veriliyormuş... Bir duş başlığının altında durdum. Çevreme bakındım. Bir anda bütün sesler ve yüzler silinmişti adeta. Boğazım düğümlenmiş , gözlerim dolmuştu. Tarif edemeyeceğim bir acı hissettim. Kısacık bir sürede yıkanmaya çalışırken musluklardan gelen zehirli gazı hayal ettim. Önce ne olduğunu anlayamadılar büyük olasılıkla. Sonra birer birer ölmeye başladılar...Önce yaşlılar ve çocuklar... Çığlıklar ve üstüste yığılan çırılçıplak bedenler. Bu duvarlara onların ruhu sinmişti adeta... Bir an önce buradan çıkmalıydım!
Ağustos 2006; Prag'dayız. İki gündür, bu masal kentinin dantel gibi işlenmiş bir çok sokağını adım adım gezdik. Rehberimiz, Hitler'in bile bombalamaya kıyamadığı iki kentten birisinin Prag olduğunu söyledi ve arkasından ekledi: “Yarın sabah, isteyenlerle Terezin Toplama Kampı gezimiz var. Katılacaklar lütfen isimlerini yazdırsın...” Bir an için duraksadım. Turumuz başlayalı henüz 2 gün olmasına karşın sanki haftalardır tatildeymişim gibi dingin ve gevşemiş hissediyordum kendimi. Terezin Kampı'nın duygusal olarak beni sarsacağına da emindim. Ama gene de tarihi bir gerçeği yerinde görebilme şansını da kaybetmek istemiyordum.