10 Şubat 2010 Çarşamba

ADAK

imagesSıradaki hastanın adını  bilgisayardaki listeden okuduğumda, esmer  kavruk bir adam ve onunla çok zıt görüntüde açık tenli ve sapsarı saçlı iki sevimli kız çocuğu odaya girdiler. Adamın çökmüş avurtları, kalın simsiyah kaşları ve bıyıkları vardı. Kızlar, odanın içinde nerede olduklarını bilmemenin rahatlığıyla koşmaca oynamaya başladılar. Okuduğum ismi tekrar ettim; çünkü bazen buna dikkat etmeyen başka birisi muayeneye girip kayıtlarda karışıklığa sebep olabiliyordu. Adam başıyla onayladı.


 


Bendeki kayıtlara göre muayenesini yapacağım çocuk, beş yaşında ve erkekti. Odada ise kocaman bir adam ve iki küçük kızdan başka kimse yoktu. Belki de yandaki odada pansuman yapılacak olması olasılığına karşı sordum: “Çocuk nerede? Pansuman odasında mı?”. Adam başını iki yana sallayarak itiraz etti: “Yooo bur’da”. Şaşırmıştım:”Hangisi?”. Adam parmağıyla kızlardan birisini işaret etti: “İşte şu! Büyük olan…”.


 


26 Ocak 2010 Salı

GECE Mİ SOĞUK; YOKSA...?

death_by_mr_twingoHava çok soğuktu... Her yer gri buzdan yapılmış zırhların içine gömülmüştü adeta. Keyifli bir akşam geçiriyordum. Saat 23:3o sularında telefon açan sağlık memuru Mehmet'in sesi endişeliydi. Fenalaşan bir hasta için acilen aşağı inmemi istedi. Üzerimdeki pijamanın üzerine geçirdiğim mantomla gecenin ayazına fırladım. Kaldığım evin kapısının önünde tanımadığım bir otomobil beni bekliyordu. İçeride Mehmet'ten başka, genç bir kadın ve orta yaşlarda bir adam vardı. Hemen hastanın geçmişi, şu andaki şikayetleri ve kullandığı ilaçlarla ilgili bilgi almaya başladım. Daha önce iki kere kalp krizi geçirmiş aynı zamanda şeker hastası kırk yedi yaşında bir kadındı.

Sağlık Ocağı'na gitmediğimizi farkedince şaşırdım. Hastanın beni orada beklediğini zannediyordum. Onu evden çıkartamadıklarını ve acilen bizi almak için geldiklerini öğrendiğimde benim de endişelerim artmıştı. Çünkü büyük olasılıkla yine bir kalp krizi geçiriyordu ve ev ortamında yanımda hiç bir ilaç ya da alet yardımı olmaksızın bir şeyler başarabilmem çok zordu. Ben bunları düşünürken iki katlı bir evin önünde durduk. Üst kattan çığlıklar yükseliyordu. Merdivenleri bir solukta çıktım.

20 Ocak 2010 Çarşamba

KAR YAĞARKEN

getattachment1Üzerime ilk kez kar taneleri düştüğünde otuz yaşındaydım. Yeni bin yılı karşılayacağımız günde, Ankara'da Kızılay Meydanı'ndaydım. Balıkesir'de yaşadığımız günlerde de mutlaka böyle bir deneyim yaşamışımdır ama anımsayamıyorum; çok küçüktüm. Ankara'nın gri ve puslu havasına inat bembeyaz düşen kar tanelerini hissetmek için yüzümü gökyüzüne çevirmiştim. Mantomun üzerine düşen kristalleri hayranlıkla incelerken, şemsiyelerini açmış telaşla bir yerlere yetişmeye çalışan ciddi suratlı insanların bakışlarına aldırmıyordum bile...

Şimdi... Yine bir geçici görevde, yine Gömbe'deyim. Dışarıda dağlar, ağaçlar, taşlar herşey bembeyaz bir örtünün altında... Sessizlik ve huzur hüküm sürüyor dışarıda. İçeride de durum bundan çok farklı değil. Çıtır çıtır yanan bir soba, üzerinde cızırdayan bir demlik ve sıcacık bir çay... 

Hava koşulları nedeniyle fazla hasta gelmiyor. Bu durumda bana da, bu boş zamanı değerlendirmek düşüyor. Daha fazla yazamayacağım. Çünkü kar topu oynamaya gidiyorum!

 

Not1:  Fotoğraf makinesinin tarih ayarlarında hata varmış. Ama düzeltip tekrar çekme şansımız olamadı; çünkü pilin gücü yeterli değildi. Dorusu Tarih 20 Ocak 2009 Saat: 11 25 olacaktı...

Not 2: Aslında Gömbe'ye geleli neredeyse yirmi gün oldu. Ama örgü örüp, film seyretmekten yazmaya sıra gelmedi . Onları da başka bir zaman anlatırım artık... Görüşmek üzere...

 

Fotoğraf: Batuhan TAŞDEMİR

29 Aralık 2009 Salı

BİR DİLEK...

resim-003Zaman hızla akıp giderken, yeni yılın gelmesi daha bir çabuklaşıyor sanki… Tıpkı bir günün ya da ayın nasıl geçiverdiğini anlayamam gibi… Ama nedense, gelen her yeni yılda tekrar umutla doluyorum. Bir yılın hesabını yapıp, benden götürdükleri ve bana ekledikleriyle doldurduğum defterimi diğerlerinin yanına yerleştiriyorum özenle.

Biliyorum; bir günden diğerine geçtiğimde değişen hiçbir şey olmayacak. Ama herkes gibi bir tazelenme fırsatı belki de istediğim… Ve bir dilek tutup gerçekleşmesini beklemek...

Yeni yılda yuvalarımızdan sağlık, huzur ve keyif eksik olmasın!

12 Aralık 2009 Cumartesi

HERKESİN BABASI ÖLÜR...

father_and_sonHerkesin babası ölür! Kimisi erken... Kimisi geç... Geç mi? Ne diyorum ki ben? Kim babasının geç öldüğünü düşünebilir ki? Bunu düşünebilmek için herhalde ondan nefret etmek gerekir. Bir insan babasından nefret edebilir mi peki? Neden olmasın? Çok sev ya da nefret et; ama babalar mutlaka ölür...

Bazen "erken" olarak tanımladığımızın, aslında neye ya da kime göre erken olduğunu düşünmeyiz bile... Önemli olan onu bir daha göremeyecek olmamız gerçeğidir. Ama mantıklı düşünebilsek bunun kıyaslamasına gidebiliriz belki de kendi içimizde. Babamı kaybettiğimizde daha 46 yaşındaydı; ben de lise ikinci sınıftaydım. Bizim için çok erkendi; değil mi? O zaman, bugün babasının cenaze töreninde olduğunun bile farkında olmayan küçücük yavruya ne demek gerekir? O , büyüdüğü zaman neler düşünecek ya da anılarında babasına dair en ufak bir ipucu olabilecek mi? Fotoğraflardan ona gülümseyen bir yabancı adam dışında ne ifade edecek onun için "baba" kavramı?

4 Aralık 2009 Cuma

İNADINA YAŞAMAK

e3


 


Elindeki kağıt parçasını, kemikli parmaklarının arasında bana doğru uzattı. Hafifçe elleri titriyordu. “Kızımın ilaçları doktor hanım. Kendisi özürlü de o yüzden getirmedim”. Elinin teriyle hafifçe ıslanmış olan kağıtta, sara hastalığında kullanılan bazı ilaçların isimleri yazıyordu. Kızının ne gibi bir problemi olduğunu sorduğumda , omuriliğinde doğuştan var olan bir hasar yüzünden her iki bacağının da tutmadığını öğrendim. Kadın yorgun görünüyordu; hem de çok yorgun….


 


“Ama okuttum kızımı!” dedi. Solgun gözleri pırıl pırıl parlamaya başladı birden. Ne kadar önemli bir şey yaptığının o da farkındaydı. “Eksik kalmasın istedim. Okusun istedim”. Anlatmak istiyordu; ben de dinlemek… “Sırtımda  getirip götürdüm okula. Okuldan çıkıp, rehabilitasyona giderdik birlikte. Ortaokula geçtiğinde sınıfı üçüncü kattaydı. Okulda asansör de çalışmıyordu”. “Eee okul idaresiyle konuşup, kızınızın sınıfını giriş katına aldırsaydınız keşke” diye söylendim. Dinlediklerime kendimi öyle kaptırmıştım ki sesimdeki telaşa kendim bile şaşırmıştım.


 


3 Aralık 2009 Perşembe

FARKINDA MISIN?

2ALINTIDIR...

"Her şey “insan” olmakla başlar. Hepimiz aynı şekilde doğduk, aynı şekilde doyduk, çocuk olduk. Sonra büyüdük, olduk. Kadın ve erkek olduk. Yaşlı ve genç. Özgür ve tutuklu. Siyah ve beyaz. Farklı sıfatlar verildi her birimize: uzun, kısa, şişman, güzel, çirkin, “engelli” olduk. Eşit olamadık bir tek. Hani herkes eşitti hayatta?! Neden bazıları daha eşittir ki bu hayatta!

Sen… Sokağa çıktığında kaç tane engelli ile karşılaşıyorsun? Karşılaştığında ne düşünüyorsun? Bir şey düşünüyor musun? Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli biliyor musun? Sokakta bir engelli görmek için kaç engelin var farkında mısın? Peki onların nasıl yaşa(yama)dıklarının?

Büyüdüğünde kim olursan ol, ne yaparsan yap eşit yaşamak için çalışan insanlar var burada! Her insanın birçok engeli ve bir kalbi var. Kalbini engelleme, engelleri kaldır!

Eğer sen de insan olmayı önemsiyor, “bir engel de ben olmayayım” diyorsan;

http://www.engellerikaldir.com ‘a girerek destekleyenlere kendi adını ekleyerek hassasiyetini gösterebilir, facebook grubuna tüm listeni davet edebilir, msn iletine web site adresini yazabilir, blog veya sahip olduğun mecralarda  konuya yer verebilir, konu hakkında fikir ve önerilerini e-posta gönderebilir, sponsor olabileceğini düşündüğün tanıdıklarına konuyu paylaşabilirsin.

Gün gelecek, herkes önce “insan” olacak…"

Engelleri Kaldır Hareketi
www.Engellerikaldir.com