Sabahtan beri yağmur hiç dinmek bilmemişti. Henüz öğle saatleri olmasına karşın gökyüzü kasvetli bir kurşunilikteydi. Biraz öncesine kadar durgun bir göl gibi olan soluk mavi deniz, giderek huzursuzlanmaya ve kararmaya başlamıştı. Telaşlı bir şekilde balık yakalamaya çalışan iki karabataktan başka hiçbir canlı yoktu çevrede. Sanki , deniz kenarındaki bu minik orman , başka bir dünyaya aitti. Ne bir insan, ne telefon, ne de bir gürültü. Sadece yağmurun ve dalgaların sesi…Bir kadın ve bir adam… Camları buğulanmış bir arabanın içinde oturmaktaydı. Kaportaya düşen damlaların tıkırtısı giderek şiddetini arttırıyordu. Yarı açık camlardan dışarı Sezen Aksu’nun “Eskidendi, Çok Eskiden”in melodisi ağır ağır gökyüzüne doğru yayılıyordu. Ön camdan seyrettikleri deniz, yağmur damlaları camdan süzülürken giderek bulanıklaşıyordu, ta ki silecekler damlaları camın üzerinden sıyırıncaya kadar.
Sadece kendin için; kendi ruhunu beslemek adına… Tüm algıların açık yaşamalısın. Tadıyla, kokusuyla, dokusuyla, sesleriyle, hissederek. Kendin için en iyisini keşfetmeye çalıştığın bir yolculuğa çıkmışsın gibi düşün.
Annem…İlk defa yüzünü ne zaman ayırdedip, seni görünce gülümsemeye başladım hatırlamıyorum. Kokunu duyup ağlamamın dindiğini ya da sesini duyunca heyecanla çırpınmaya başladığımı da…Hafızamı zorlasam bile olmuyor. En erken 2 yaşında , cezaevinin karşısındaki evin bahçesinde, beni salıncakta salladığın an var aklımda. Soğuk ve çorak bir bahçeydi. Ama sen vardın,sıcacık…Haa sonrası mı? Anılar akın akın üşüşüyor beynime.
Şehrin banliyösünde bir çocuk parkında, üç kadın, bir bankta yanyana oturmaktalar. Bir yandan gündelik yaşamlarından, evliliklerinden, çocuklarından bütün bilmiş halleriyle bahsederken, bir yandan da kendilerinden az ötede çimenlerde oturan ve davranışlarıyla hiç de becerikli bir anne ve kadın gibi görmedikleri Sarah’yı ( Kate Winslet )göz ucuyla izlemekten geri kalmazlar. Edebiyat doktorası yaptığı için zaten Sarah da kendini onlardan daha farklı bir noktada görmektedir.Zengin bir kocası ve bir düzeni vardır. Gündüzleri çocuğuyla beraberken bazen boğulduğunu, kendine ait bir yaşamı kalmadığını düşünmektedir. Kocası ise bu arada, internetteki porno sitelerinde, kendine alternatif zevkler aramakla meşguldür.
Bir kadın… 45 yaşında… 6’şar ay arayla 4 teyzesini ve annesini meme kanserinden kaybedince, kendi sağlık kontrollerini daha sık yaptırmaya başlamış. Bir göğsünde minicik, milimetrik bir kitle çıkınca, doktorları “takip edelim, henüz yaşınız çok genç” demişler. O ise ısrarla biyopsi istemiş. Biyopsi sonucu kanser olarak bildirilmiş. Bunun üzerine de kendisi için çok zor olabilecek bir düşünme sürecine girmiş... Tercihini, henüz 32 yaşındayken, her iki göğsünü de aldırmak yönünde kullanmış. Çünkü kendisi de bir hemşire olarak gelecekte onu nelerin beklediğini çok iyi bilmekte. 6 yıl kadar meme protezini de reddetmiş. “Kadın” olmanın sadece “meme sahibi olmak” demek olmadığının bilinci ve tepkisiyle. Kızının da ısrarlarıyla, 6 yılın sonunda meme protezi kullanmaya başlamış.
Ufff , biraz daha uyuyayım lütfennnn!!!! Şu rüyamın sonunu bir getireyim hele…. Hımmmm bu koku da ne???Annem gene sevdiğim peynir rendesi , yumurta ve maydanoz karışımını, ekmeğin üzerine sürmüş ve fırına vermiş galiba…Kokusu nefis…Taa yattığım odadan duyuyorum…Kalksam mı ki??? Beş dakika daha yatayım, sonra kalkarım.. Anneannem kalkmış çoktan…Bizi ziyarete geldiğinden beri, benimle aynı odada yatıyor…Gece , gene bir sürü kabus gördü herhalde…Uykusunda inleyip, tuhaf sesler çıkardı çünkü… Korkuyorum onunla uyurken…Ufff rüyamın da devamını göremedim…Kalkayım bari..
Okul yıllarımda, bir “ Bermuda Şeytan Üçgeni” efsanesi, bizi altüst etmişti.…Neydi Bermuda Şeytan Üçgeni ?? Atlas Okyanusu’nda , yaklaşık olarak Miami, Bermuda ve San Juan arasında bulunan ve adı üzerinde üçgen biçiminde bir alan…Peki “şeytan “lığı nereden geliyordu??? Bu üçgenin üzerinden geçen uçak ve gemiler kayboluyordu…Arkalarında hiçbir iz bırakmamaları, herkesi şaşkına çeviriyordu..O dönemde Bermuda Şeytan Üçgeni’ni konu alan bir sürü de film çevrilmişti…Ben de onun bu gizemine kapılmaktan kendimi alamamıştım tabii ki…Arkadaşlarımla , her fırsat bulduğumuzda bu konuyu konuşuyorduk..Kafamız karmakarışıktı…Bilinmezlik çok cazipti…