Bu yazıyı okuyan 8 kadından birisi meme kanseri olacak!!! Belki de biraz riskli bir giriş oldu. Sadece bu giriş yüzünden okunmayabilirim. Kurduğum cümleden rahatsız olmuş olabilirsiniz Ama bu bir kehanet değil, yapılan bilimsel araştırmalardan çıkan bir sonuç... Bizler için, riskin büyüklüğünü algılatabilmenin en etkili yolu, böyle bir örneklemeyle durumu gözler önüne sermek. Erkeklerde çok düşük bir risk olsa bile,onların da birer annesi, eşi, kız çocuğu, kardeşi ya da kadın arkadaşı olduğundan yola çıkarsak, sanırım bu hepimizi ilgilendiren bir durum…. Varolan riskin büyüklüğü karşısında ürkmek ve yok saymak yerine, bu konuyla ilgili bilgi donanımımızı arttırmak en mantıklısı olacak hepimiz için…ÇÜNKÜ MEME KANSERİ ,ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİYLE, ARTIK, ÖNLENEBİLİR HASTALIKLAR GRUBUNDA KABUL EDİLMEKTE!!!
Size de olur mu bilmiyorum. Canım sıkkın olduğu zamanlar, eve kapanıp, saatlerce bir bilgisayar oyununa takılır kalırım. Saatler boyunca, bir sandalye tepesinde oturmaktan popom ve sırtım ağrımış, gözlerim faltaşı gibi açmaktan kıpkırmızı bir vaziyette uyuz uyuz oynar dururum. Biter, bir daha oynarım, bir daha ve bir daha… Saatlerce... (Amma da zaman öldürüyorum böyle durumlarda) Birileriyle konuşmaktan daha iyi deşarj oluyorum sanırım. Bir şey düşünmediğim için de belki de sorunu yoksaymış, kaçmış oluyorum.
Becerikli ve dikkatli insanlara her zaman hayran kalmışımdır. Onlar, büyük bir soğukkanlılık içinde, ne yapacakları konusunda son derece emin, pratik, yapacakları işe konsantre olurlar. Hiç bir kaza belaya sebebiyet vermeden de
Hayatımızda her zaman “ keşke ” ler olmuştur. “ Keşke ” o okula değil ,diğerine gitseydim. “ Keşke ” biraz daha dayansaydım..” Keşke ” şu konuda biraz daha cesur olsaydım vs vs . Geriye dönüp , o anı daha farklı kurgulamak ve onun bize getirdiklerini yaşamak güzel olurmuş gibi geliyor değil mi? Acaba gerçekten vazgeçtiklerimiz , bizi, şu anda olduğumuz yerden daha iyi bir konuma taşır mıydı ya da daha mutlu olur muyduk?Hep sanki daha iyi olacakmış gibi geliyor insana. Çünkü yaşanmamışlığın bilinmezliği var…
Daha güzel olmak ister misiniz? Ya da daha daha güzel??? Bir çok insanın buna vereceği cevap "evet" olacaktır. Bunun son noktası nedir peki? Neden daha güzel olmak istiyoruz? Belki de güzelliğin, günümüzde bir çok kapıyı açan bir anahtar olduğunu kavradığımız içindir. Elbette, bu anahtarı kullanıp kullanmamak kişisel bir tercih. "Güzelliğin on para etmez. Bu bendeki aşk olmasa" demiş Aşık Veysel... Güzelliğin, karşıdaki insanda uyandırdıkları, bu kavramı önemli kılıyor bir şekilde. Güzellik kavramının, yaşamlarımızda ne kadar önemli bir rol oynadığını, hepimiz yaşayarak öğreniyoruz ya da bize öğretiliyor, biz istesek de, istemesek de...
Sen, bugün sabaha karşı doğdun… Mukavva bir evin kenarında, at ve köpek pislikleriyle dolu bir bahçede. Senin doğduğun sabaha karşı, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Annen seni doğururken, yanında ne bir doktor, ne bir ebe, ne de elini tutan bir adam vardı. Bahçenin kenarında, yağmurun altında… Hastaneye gidemediler, arabaları yoktu çünkü… Evde de doğuramazdı seni. Çünkü kardeşlerin uyuyordu içerde… Sahi, onlar da, pis bir bahçe kenarında mı doğmuşlardı senin gibi? Sen doğarken baban ne yapıyordu acaba? Heyecanlı ya da endişeli miydi? Sanmam…Ne de olsa 4 kardeşin daha var, bunu unutma! Belki de uyanmamıştı bile, bilmiyorum.
"Heyyy duydunuz mu mu; Rizzo'nun fırınında çörek varmış!!!!". Grease filmini ilk seyrettiğimde, bu tanımlamaya çok gülmüştüm. Danny'nin, yakışıklı çete arkadaşı Kenickie'nin sevgilisiydi Rizzo; ve hamile kaldığı dedikodusu, Rydell Lisesi'nde bu şekilde ağızdan ağıza yayılıyordu:)) O yıllarda hemen hemen bütün gençliğin sevgilisi olmuş bir filmdi. Bir de, okula, iki örgü ya da kısa saç, diz altında etekler, koyu renk ayakkabı ve en ciddi yüz ifademizle gittiğimiz de gözönüne alınacak olursa, bu renkli lise, bana etkileyici ve çok eğlenceli .
İnternetten hergün elektronik postalarımıza gelen postalardan bir kısmı, “80 ’ler”, “bizim çocukluğumuzda neler vardı, neler yoktu”, “insan ilişkileri, komşuluklar, misafirlikler” temalı oluyor dikkatinizi çektiyse. Bu tür yazıları her okuduğumda gerçekten benim yaş grubumdaki bir çok insan gibi “iyi ki çocukluğumuzu, o dönemlerde yaşadık” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Bazı filmlerde, kimi sahneler insanın kafasına ve yüreğine kazınır ya," Kadın Kokusu " filmi de benim için bu filmlerden birisi.Al Pacino'nun "En İyi Erkek Oyuncu Oskarı" kazandığı ve kör bir emekli albayı canlandırdığı filmde, yaşama dair bir çok şeyin sorgulanması mümkün. Hayatına son vermeyi düşünen Frank Slate, bu düşüncesini gerçekleştirmek için kendisine muhteşem bir final hazırlar. Her ayrıntısıyla düşünülmüş bir plandır bu. İşte bu finale yaklaşılırken filmde, benim kafamda bir çok soru işareti oluşmuştu. O gece, yaşamına son vereceğini bilirken, gününü , güzel bir kadınla, kaliteli bir şarap eşliğinde lezzetli bir yemek ve üstüne de muhteşem bir tango ile sürdürmesi , bende çok büyük bir çelişkiye sebep olmuştu. Çünkü , hayatından vazgeçmek isteyen bir insanın , yaşamdan zevk alıyor olması çok da beklenen bir durum değildir. Ama bu adam , yaşamın keyfine öylesine varmıştı ki, ölümünü de aynı keyifle bir ritüel havasında yaşamak istiyordu sanırım...